İran’da son dönemde yeniden gündeme gelen rejim değişikliği tartışmaları, yalnızca bu ülkenin iç siyaseti çerçevesinde ele alınabilecek bir konu değildir. Özellikle sürecin dış müdahalelerle şekillenme ihtimali, Türkiye açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken önemli sonuçlar barındırmaktadır.
Türkiye ile İran arasında uzun bir kara sınırının bulunması, iki ülkeyi birbirine sadece coğrafi olarak değil, güvenlik ve istikrar açısından da yakından bağlamaktadır. İran’da yaşanabilecek ani ve kontrolsüz bir değişim, sınır güvenliği, düzensiz göç ve bölgesel güvenlik dengeleri üzerinde doğrudan ya da dolaylı etkiler yaratabilir. Bu nedenle gelişmelerin ihtiyatlı bir bakış açısıyla ele alınması önem taşımaktadır.
Bölgenin yakın geçmişi, dış müdahalelerle şekillenen siyasi dönüşümlerin çoğu zaman beklenen istikrarı sağlamadığını göstermiştir. Aksine, bu tür süreçlerin uzun vadede belirsizlikleri ve kırılganlıkları artırabildiği görülmektedir. İran gibi farklı toplumsal ve kültürel dinamiklere sahip bir ülkede yaşanabilecek istikrarsızlık, yalnızca ülke içinde değil, çevre ülkelerde de çeşitli yansımalar doğurabilir.
Böylesi bir ortam, terörle mücadele, sınır güvenliği ve düzensiz göç gibi alanlarda bölge ülkeleri açısından ek sorumluluklar doğurabilir. Türkiye de bu süreci, kendi güvenlik önceliklerini ve bölgesel dengeleri gözeterek yakından takip etmek durumundadır.
Türkiye açısından önemli olan, komşu ülkelerde yaşanan gelişmelerin öngörülebilir, dengeli ve bölgesel istikrarı gözeten bir çerçevede ilerlemesidir. Kontrolsüz ve dış etkilere açık dönüşüm süreçleri, bölge ülkelerini istemedikleri güvenlik tedbirlerine ve ek maliyetlere yöneltebilir.
Bu noktada kamuoyunun da süreci sağduyulu bir şekilde değerlendirmesi önemlidir. Meseleye duygusal tepkilerle değil, gerçekçi ve uzun vadeli bir perspektifle yaklaşmak, hem toplumsal sağduyuya hem de ülke çıkarlarına katkı sağlayacaktır.
Türkiye’nin temel önceliği milli güvenliğidir. Ancak bu güvenlik anlayışı, komşu ülkelerin toprak bütünlüğü ve bölgesel istikrarla birlikte düşünülmelidir. Devlet kurumlarının bu doğrultuda gerekli tedbirleri alması kadar, toplumun da süreci dikkatle ve sorumluluk bilinciyle takip etmesi büyük önem taşımaktadır.
İran’da yaşanabilecek kontrolsüz bir kırılmanın olası etkileri, yalnızca bu ülkeyle sınırlı kalmayabilir. Bu nedenle Türkiye açısından esas olan; kısa vadeli değerlendirmelerden ziyade, uzun vadeli istikrar ve güvenlik hedeflerini merkeze alan, soğukkanlı ve dengeli bir yaklaşımı sürdürmektir.

